|
|
||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||
|
BÖBREK VE KADIN HASTALIKLARINDA DA ÇOK FAYDALIDIR
Osmaniye'de
özellikle yaz aylarının vazgeçilmez içeceği olan meyan şerbeti adeta
bir sağlık kaynağı.Yaklaşık 20 yıldır Meyan Şerbeti satan ve bu işin baba mesleği
olduğunu söyleyen Abdulaziz Tekeş; "Tamamen doğal olan meyan
kökünden elde ettiğimiz Meyan Şerbeti, böbreklere iyi gelir ve böbrek
iltihaplanmalarını önler, insan beynindeki hücrelerin yaşlanmasını
geciktirir. Anne karnındaki çocuğun gelişmesine yardımcı olur, kadın
hastalıklarına iyi gelir, enerji verir ve daha bir çok insan sağlığına
yararlı özelliği bulunmaktadır." dedi.
Suruç
Ovası, pamuk diyarı olarak bilinir ve anlatılır. 1970 yılına kadar, Suruç Ovası’nın hemen her yerinde kendi kendine yetişir. Yöresel adıyla ‘süs’ olarak da bilinir. Bitkinin Suruç Ovası’ndaki varlığı (her ne kadar son 40 yıldır Suruç Ovası denilince akla pamuk bitkisi ile özdeşlik kuruluyorsa da ), asıl bitkinin meyan kökü olduğunu belirtmek gerekir. Latince adı Glycyrrhiza Glabra L. olan otsu bitki, daha çok su kenarlarında yetişen, yapısında % 10 oranında glizirrin denilen ve şekerden 50 kat daha tatlı bir maddeyi içermektedir. Meyan kökünün elde edildiği bitkinin boyu yaklaşık 90-120 cm dir.
Suruç’un eski kuşaklarından derlediğimiz bilgiler ışığında pamuğun, Suruç Ovası’na ekimine başlanmadan önce eski köy yaşamında süs bitkisinden günlük kullanımda çeşitli şekilde yararlanılması şaşkınlık verecek boyuttadır. Ticaretinden yakacak olarak kullanımına kadar; en önemlisi şifa niyetine binlerce yıl bir çok hastalıkta ‘halk ilacı ‘olarak kullanılması, hatta zamanında kerpiç evlerin yapımında kullanıldığına dair bilgilere ulaştıkça şaşkınlığımız bir kat daha artmaktadır. Bu arada ilginçtir ki, farelerin de en sevdiği yiyecektir.
Suruç Ovası’nın neredeyse her yerinde yetişen bitkinin; en fazla yetiştiği dönemlerde deyim yerindeyse ovanın her tarafından su fışkırmaktaydı. Ova insanı daha pamuk bitkisiyle tanışmamış, traktörün ise daha tekeri ovada dönmemişti. 50 li yılların başı denilebilecek bu süreçte ova insanı gayet ilkel bir tarım yapmakta ve yetiştirilen ürün çeşidiyse çok azdı. Ovanın neredeyse her yerinde doğal olarak yetişen meyan kökü; hem ticareti, hem halk sağlığında tedavi edici etkisi, hem de günlük yaşamda ısınma amaçlı olarak kullanımı, ova insanın yaşam biçimini en iyi betimleyen sembollerdendi. Son elli yıldır, pamuk Suruç’un varolan tüm değerlerini kendi bünyesinde toplayıp, Suruç’u en iyi simgeleyen nesne olmuştur. O dönemler aynı şeyi meyan kökü için de söyleyebiliriz. Suruç halkı, tarlada topladığı bu bitkinin uzun saplarını sırtına yükleyip; ekmek fırınlarında, aş pişirmede ve ısınmada iyi bir yakacak olarak kullanmakta öte yandan sırtına alıp getirenler için de önemli geçim kaynağı teşkil etmekteydi.
Bu arada bitkinin kökünden ‘meyan şerbeti’ elde edilmekte ve ayrıca ‘kocakarı ilacı’ olarak da tedavide kullanılmaktaydı. Dahası; o zamanların sosyal yaşamında, günlük basit eşyalardan yoksun bir yaşam süren halk, yaz aylarında bu bitkinin saplarından yapmış olduğu yığınların üzerinde uyumak suretiyle, yılan ve akreplerden korunmuş oluyordu. Yörenin geleneksel kerpiç evlerinin üstünü kapatmakta bile, yine bu bitkiden faydalanılmaktaydı. Anlatılanlara bakılırsa meyan kökü ticaretiyle, nice ailelerin geçimini sağladığı; bir çok öğrencinin bu kökün ticaretinden kazanılmış paralarla okuduğu ve en hayranlık duyulacak olan ise hiçbir şeyi olmayan adamın biri, sadece bu kökle geçimini sağlayıp, üstelik oğlunu hakim çıkardığı efsanesi hala anlatılır durulur Suruç Ovası’nda!
Kısaca ticaret yönüne de değinirsek, Suruç ovasında 70 li yıllara kadar meyan kökü toplama merkezleri olduğu, burada kökü alan tüccarın, kökleri o zamanın İzmir’ine, yani meyan kökü fabrikasına götürdüğü bilinmektedir. Son üç kuşaktır, Suriye den G.Antep e göç eden bir şahsın da, bu fabrikalardan birini kurduğunu hatırlatmakta yarar var. 70 li yıllarından itibaren traktörün tam anlamıyla Suruç Ovası’na girmesiyle hemen hemen ovanın tüm arazilerinin ekime hazırlanması, neredeyse bu bitkinin sonunu getirdi. Bu arada ovanın giderek yok olmasına neden olan suların çekilmesini de unutmamak gerekir. Bu bitkinin yaygın olduğu dönemde, herhangi bir tarlada, süs bitkisinden başka bir şey görülmezdi!. Süs’ün her yeri kaplamasından dolayı ova sakinleri tarafından Suruç Ovası’na ‘Pirsus’ adı verilmiştir. Günlük tüketimine göz attığımızda, çok nadide bir içecek olup ve halk arasında da epeyce sevildiğine şahit oluyoruz. Sulak yerlerin bitkisi olan meyan kökünden elde edilen meyan balı ve eklenen suyla oluşturulan meyan şerbeti… Suni meşrubatlar gelmeden önce; halkın sıhhatli bir şekilde serinlediği ayrandan sonra ikinci içecekti.. Hiçbir katkı maddesinin yer almadığı bu içecek, gerek tadı ve gerek verdiği sıhhat ile binlerce yıldır yöre insanının, en saf ve temiz içeceklerinin başında geliyordu. Günümüzde her şeyin doğallığını yitirdiği bu zaman da, her şeyin suni olanı mevcutken; bu içeceğin (aşırıya kaçılmadıkça), bilinen hiçbir zararı da bulunmamaktadır. Binlerce yıldır çeşitli hastalıkların tedavisinde insanlara hizmet eden bitkiler, günümüzde dahi yaygın kullanımı sürdürmektedir. Halk ilaçlarının kökeni olarak kabul edilen bu yaklaşım, bugünkü bitkilerin kullanımı binlerce yıllık deneyimin sonucu olduğunu gösterir. i.ö 450 yıllarında yaşayan Herodot dan elde edilen bilgilere göre, eski mısırlılar bugünkü bitkilerin en az üçte birini tanıyıp, çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanıyorlardı. Precelsus’un binlerce yıl önce “Tüm dağlar tepeler ve otlaklar birer eczanedir” sözünü söylemesi var olan zenginliğe bir göndermedir sadece… 19 yy. Mezopotamya’sında yapılan kazılarda elde edilen i.ö 3000 yıllarında yazılmış belgelerde ‘meyan kökü’ gibi bitkilerin varlığına rastlanmaktadır. Bu bitkinin en önemli özelliği olan şifalı yanına değinirsek, neredeyse bal kadar faydalı diyebileceğimiz yararları mevcuttur. Mide ve bağırsak hastalıklarına karşı yıllarca yerli halk fayda görmüş, aynı zamanda; balgam söktürücü, mukoza koruyucu, kramp çözücü, ağız yaraları iyileştirici, karaciğeri arındırıcı, yorgunluk giderici gibi daha bir sürü sayamadığımız faydası bulunmaktadır. Sadece tıp alanında değil, kozmetik ve metal endüstrisinde yaygın kullanım alanları bulunmaktadır. Yılların yorgunluğu gözlerinde okunan eski kuşak temsilcileri, şifa niyetiyle gezmedik yer bırakmayıp ve üstelik şifa bulamayınca, meyan şerbetiyle bulduğu sıhhat hakkında, yüzlerce hikaye sıralamaktadır. Biraz abartı da içeren hikayeler, bu bitkinin halk arasındaki mevcut şifai gücünü, neredeyse iki katına çıkartmıştır. Kökü derinlerde olan kadim halkların, tarihi bilincinde mutlaka bir bitkinin efsanesi vardır.. Nasıl Kızılderililerde ‘tütün’, Çinlilerde ‘çay’, İnkalarda ‘koka’ ise Suruç ovasının miti de ‘meyan’ bitkisidir.
|
||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||
|
Suruç Ovası’nda, 1960 yıllarına kadar hükümranlığını günlük hayatın hemen her alanında hissettiren bu bitkinin, yerini ovaya usulca girmeye başlayan pamuk bitkisine bırakması, yeni kuşaklar tarafından neredeyse hiç tanınmamasına, unutulup kaybolmasına neden olmuştur. Bitkinin Suruç Ovası’ndaki varlığını sonlandıran traktördür. Pullukla sürülen tarlalarda pamuk ekiminin yaygınlaşması, pamuk hasadından sonra geriye kalan pamuk sapları evlerde uzun bir süre yakacak olarak kullanımına başlanılmıştır. Pamuk bitkisi şifa dışında neredeyse günlük yaşamın her alanında kullanımı mümkün olduğundan, rahatlıkla benimsendi ve meyan bitkisinin şifa yönü dışında kalan her yerde kullanıma girdi. Basit bir örnekle, insanlar artık yumuşak pamuk yataklarda uyuyabiliyordu. Pamuk, bedene şifa vermiyordu ama cepler ilk kez şifa bulmuştu. Yöre insanın ceplerinin ilk kez pamuk sayesinde ‘para görmesi’ meyan bitkisinin çarçabuk unutulmasına neden oldu. Bitkilerin Suruç Ovası’nda geçim kaynağı olmasından ziyade diğer önemli bir husus da; ovanın yakın çevresinde ormanlık alan bulunmayışından, kış aylarında ısınma ve yemeklerin pişirmesi gibi temel ihtiyaçlarını da gözetme zorunlulukları vardı . Bu bitkinin köklerinden şifai suyu elde etmek o kadar kolay ve sıradan bir olaydı ki hiç zahmet çekmeden, hemen elde edilebiliyordu. Kök liflerinin suyla extraksiyon sonucu yapılan işlemdi bu. Meyan şerbetinin müthiş oranda serinletici, ferahlatıcı özelliği vardır. Mideyi şişirmez, gaz yapmaz, rahatsız etmez. Bu şerbeti içenler iki gruba ayrılır, ‘ya çok severler yada hiç sevmezler’. Sanki yaşamın çelişkisi bu şerbette mevcudiyetini bulmuş gibidir! Suruç Ovası’nda, yüzyıllardır halkın serinlemek ve keyif almak için en başta gelen içecekleri; ayran ve meyan şerbetidir. Bu ikisini tamamlayan diğer bir içecek ise ‘nar şerbetidir’. Ve özellikle eski zamanların iftar sofralarında, vazgeçilmez üçlüsüdür, bu içecekler… Günlük yaşamda bazen nostaljik durumlarla karşılaşırız. Bu sahnelerden en çok bilineni, geçmişin derinliklerinden, şöyle bir ses “biyan balı bal şurubu” diye bağırır ve arkamıza dönüp bakmadan yolumuza devam ederiz. Artık birisi şaşırıp içmek istediğinde, yazın sıcağında buz gibi şerbeti serenomi eşliğinde sunarlar. Ne yazık ki bu görüntüler kaybolmaya yüz tutmuş durumda. Bu bitkinin özellikle suyu sevmesi ve sulak yerlerde yetişmesinden dolayı Suruç Ovası, ideal bir yer teşkil etmekteydi. Suların çekilmesiyle ova iyice kuraklığa doğru ilerleyince, bu bitkinin ovada esamesi bile okunmuyor, artık! Sanki ovanın kaderiyle örtüşen bir yok oluş süreci yaşanmakta ve bu adeta Suruç’un günden güne ‘gerileyişini’ simgelemekte! Meyan kökü, ülkemiz de çok yetişmesine rağmen, sağlıklı hayat için önemi ve yeri tam bilinmediği veya önemsenmediği için, ne yazık ki önemli bir kısmı ihraç edilmektedir. Özellikle son yıllarda bitkilerle doğal şekilde tedavi yönteminin yani fitoterapi nin bilinçli- bilinçsiz bir trend olarak ortaya çıkması, bitkiye olan ilgiyi ‘doğru bir şekilde’ artmasına neden olmuştur. Bu kökle ilgili, Asaf Halet Çelebi’nin bir şiiri var ki bilmem kaç bitki şairlerin mısralarında yer bulacak kadar kıymetlidir.
Kalp yok göğsümün içinde, Kök var! Ne kökü? Meyan kökü.
Asaf Halet Çelebi
MEYAN KÖKÜ EKSTRESİ ŞİMDİ
BAHARATÇILARDA SATILMAKTADIR
|
||||||||||||||||||||